Komposizyon Ödevi

Güzel bir gecenin ardından kabus dolu bir güne uyanacağımı tahmin bile edemezdim.

Bu gün benim yaş günümdü ve bende yeni bir yaş yılının dolmasıyla gelen kabiliyet duygusu bana derin sevinçler yaşatıyordu. Artık koca adam olmuştum, en azından öyle düşünüyordum. Her sabahtan farklı olarak bugün daha erken kalktım ve kendime güzel bir kahvaltı ısmarladım. Arkadaşlarımla buluşacak onlarla Yunus Emre Parkında gezinecektik, nitekim de öyle oldu arkadaşlarımla geçirdiğim güzel günün ardından evimin yolunu tutup kapıya geldiğimde annem kapıyı gülümseyerek açtı ve yaşayacağım sürprizin merakıyla içeri daldım. Güzel yemek kokuları süzülüyordu mutfaktan bense merakımın biraz daha artmasını arzulayarak odama geçip yemek masası kurulana kadar kitap okuyarak oyalandım.

“Murat haydi gel artık yemek yiyeceğiz.” diye seslendiğinde annem hemen kitabı kenara koyup odamdan çıktım güzel kokuların peşinde koklanarak koşan köpekler gibi açlığımın vermiş olduğu esaret ile yemek masasına doğru süzülerek ilerledim. Güzel bir sofra güzel hediyeler, adam olduğumun göstergesi mumlu yaş pasta, arkadaşlarım ve ailem, güzel bir geceydi, çok eğlendik. Herkes bir bir giderken ailemle baş başa kaldıktan sonra bende iyi uykular temennisi ile odama çekildim, ve uykusuz gecelerim işte bu sessiz gecede başladı.

Odamda geceliklerimi giymiş yatağıma girmiştim ve öylesine biraz önce yaşadıklarımı ve gelecekte yaşayacaklarımı, göreceklerimi, gideceğim yerleri düşünerek oyalanıyordum. Öyle tevafuk bir durum ki gecenin sessizliği içerisinde annemle babamın fısıltıları odamda yankılanıyor ve ses dalgaları gittikçe büyüyerek kulaklarıma çarpıyordu.

– Reyhan artık zamanı geldi,adağımı tutmam gerek.
– Nedim yine sen bilirsin tabi ama sonra yaparsın şimdi bunun stresiyle kendini üzüntüye koyma.

Kulak zarımı sızlatan sözcükleri duyduğumda irkildim ve yatağımda doğrulup kulak kabartarak dinlemeye başladım.

Babam Nedim ve annem Reyhan yıllar önce güzel aşklarını evlilik nişanı ile süslemişler ancak evliliğin ardından uzun zaman geçmesine rağmen evlat sahibi olamamışlar ve babam her gece sabahlara kadar dua ederek evlat sahibi olmak istiyormuş. Babam duasında Allah’a verdiği sözden bahsediyordu.”Yarabbi bana bir evlat bahşedersen senin için kurban keseceğim.” duyduğumda kulaklarımın duymamasını istedim ancak babam anlatmaya devam ediyor artık adağını biran önce yerine getirmesi gerektiğini söylüyordu. Odam karanlık olsa da nesneleri, çalışma masamı, sandaylemi, dolabımı, kitaplarımı seçebilen gözlerim artık hiç birini seçemiyordu. Gözlerimi sımsıkı kapayıp kendimi yorganın altına saklandım, duyduklarıma anlam vermeye çalışıyor ancak kendi kendime sorduğum hiçbir soruya cevap veremiyordum.

Böylelikle nisan ayının yağmurlarıyla gök kubbenin patırtılarıyla iyiden iyiye korkuyla geçirdim gecelerimi sabaha kadar uykusuz kalıyor, anneme ve babama korkuyla yanaşıyor yanlarında fazla kalmadan onlardan sürekli kaçıyordum. İyice asosyalleşmiş günümü odamda gece eyliyordum. O günün gelmesini artık biran yaşanmasını ve bitmesini istiyordum her şeyin ve bu bekleyişim tam 40 gün sürdü.

O günün hangi gün olduğundan habersiz bir şekilde iki hafta öncesinde alışveriş yapmıştık ve daha önce giymediğim türden kıyafetler almıştık, bayramlık gibi ve bembeyaz güzel kıyafetler bunları giymekten hiç memnun olmamış büyük ninemin cenazesinde bulunduğum günü anımsadım ve bu beni derinden rahatsız etti.

Herhangi bir güne uyanmadığımın farkındaydım, bugün için pek hazırlık vardı babam yeni aldığı takım elbisenin içine girmiş annemse onun kravatını, ceketini düzenliyordu. Ben hazırlanmıştım öyle çok uğraşlı bir kıyafet değildi üstüme geçirdiğim bu kıyafet içerisinde tedirgin bekleyişim sürerken annemin hazırlanmasını bekliyordum. Anlam veremediğim bu hazırlık son bulmuş davullu zurnalı evden çıkarılmıştım bir süre sonra yaşamını sonlandıracakları insanı bu şekilde uğurlamak adetten değildi ancak böyle bir vedaya böyle bir kıyımla daha önce ne karşılaşmış ne de bir kitapta okumuştum. Korkumdan kimseye de soramamıştım.

Beni bir at üstüne gelin gibi bindirdiler ve sanki hicret yoluna düşürdüler öyle ki bilmediğim ve sonunun ne olacağı hakkında hiç bir fikrim olmadığı sadece duyduklarımdan müteessir bir korku ile at üstünde seke seke ilerliyordum. Atın ipini tutup çeken amcam bana bakıp gülümsüyor ve sanki acımaklı bir duygu ile yüzüme bakıyordu bense nikbin olmaya çalışıyor ve bu vedayı gülen bir yüz ile gerçekleştirmek istiyordum.

Beni kitaplarda gördüğüm tahtlar misali bir koltuğa oturttular ve bir kitaptan ölenin arkasından yaptıklarını yaptılar. Yasin süresi diyordu arkadaşım bense o nedir hiç bilmiyordum. Bu kitabı bizim evde de görmüş ancak ben hiç açıp bakmamıştım nitekim annemle babamında okuduğunu görmemiştim, hiç okunmayan kitaplıkta duran kitapta sanırım ölülerin arkasından okunan ağıtlar yazılıydı ama nedense anlamıyordum sözlerini kimin yazmış olduğunu bilmediğim kitabı dinlemesi güzel fakat söylenen hakkında her hangi bir fikir sahibi değildim, sahiya ninem toprağın altında ne yapıyordu şimdi ona ne olmuştu acaba bende toprağın altında nasıl olacaktım, ninemi orada böcekler rahatsız etmiyor muydu düşündüm ve sonra korktum acaba ninem böceklerin ısırdığını hissediyor muydu. Gelçi ninem bir keresinde köyde biri ölmüş ve onun oğullarının ağladıklarını gördüğümde ağlamış ve ninem bana ağlama evladım cennete gitti onun için orada çok güzel bir köşk vardır demişti. “Cennet nasıl bir yer orası nerede nine” ninem torunum hak edip cennete gidenler için çok güzel köşkler dünyada olmayan çok lezzetli meyveler var, orada hayal ettiğin her şey sana verilir demişti. Nineme cenneti nasıl hak ederiz diye soracaktım babam çağırdı ve sorum benimle birlikte cevapsız kaldı ama artık biliyordum cennet dünya üzerinde değildi. Gök yüzündedir diye düşündüm ama toprağın altına koyduklarımız oraya nasıl gideceklerdi demek ki yerin altındaydı ama yerin altı karanlık değil miydi, orada nasıl köşkler kurulurdu anlayamadım. Kitabı okuyan bey amca kuran okumayı bitirmiş ve ardından 7 tane düveyi kurban etmişlerdi ve sonrasında elinde çantası ile bir bey amca yanıma geldi.

O zaman çocuktum tabi şimdi ise koca adam oldum hocam tam on dört yaşına bastım ve vermiş olduğunuz kompozisyon ödevi için bu yaşadığım durumu size anlattım ve hocam ben anladım ki annem ve babamla aramızda ne büyük köprüler varmış. O zaman 5 yaşındaydım cennetten anlattığım kadarıyla bahsetmişti ninem ne okunan o kitabı biliyordum nede insanlara öldüğünde ne olduğunu ve hocam anlattığınız her sözü önemsiyor ve bahsettiğiniz kitapları bir bir okuyorum. İlk kez siz anlattığınızda tanıdığımız peygamberimiz var ya hocam hani sizin sevgili diye hitap ettiğiniz bende efendimiz gibi evlatlarıma yakın olacağım onları omuzlarımda taşıyacağım ve onun öğrettiği gibi bende evladıma herşeyi bir bir öğreteceğim ama sizde anne ve babalarımıza ne olur söyleyin çocuklar çok yanlış anlar.

Bir başkadır anlatmak, bir başka okuyup anlamak. Anlaşılmak için bir şeyler paylaşmak.
İnternet sitesi http://woozads.com
Yazı oluşturuldu 192

Komposizyon Ödevi” üzerine 2 görüş

    1. Sadece belli mesajlar vermek adına bazı konuları ele alarak doğaçlama bir şekilde hikayeler üretmeye çalışıyorum. Okuyup yorumladığınız için teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön